Anasayfa EVLİLİK HABERLERİ
Haberler

Aldatma Olgusu Üzerine Psikolojik Terapi

Yazar Eforweb   
Salı, 04 Mayıs 2010 20:13
Aldatılma hepimizin hayatının bir döneminde deneyimlediğimiz, bizi duygusal anlamda yaralayan, öfkelendiren ve acı veren bir duygudur.

Arkadaşlarınız, aileniz veya değer verdiğiniz, sevdiğiniz biri tarafından aldatıldığınız, yani ihanete uğradığınız zamanları ve o dönemlerde neler hissettiğinizi hatırlayın. Bu süreçte acı, mutsuzluk, umutsuzluk, yoğun endişe, kendini suçlama, kabullenememe ve inkâr gibi birbirini takip eden karmaşık ve yoğun duygular yaşarız.

Peki, aldatma tekeşli bir ilişkide ya da evlilikte eşlerden birinin başka biriyle duygusal ya da cinsel bir birliktelik yaşaması şeklinde yaşandığında neler hissederiz? "Herkes mi Aldatır?" filmi kadın erkek ilişkilerinde aldatmayı ele alan, aldatma olgusunu hem aldatan, hem de aldatılan acısından inceleyen, aklımızda aldatmayla ilgili oluşmuş mitlere parmak basan ve bunların doğruluğunu sorgulayan bir film.

Film eşini devamlı aldatan bir erkekle, eşinin ihanetlerinden sonra intikam alma duygusuyla eşini ilk kez aldatan bir kadının yaşadığı bir gecelik ilişki ve sonrasında gelişen olaylar ele alınmakta.

Aldatan, aldatılanın ve aldatanların ilişki yaşadığı kişilerin gözünden aktarılan filmde aldatmayla ilgili oluşturduğumuz inanışlar, önyargılar, aldatma sonrası çiftlerin bu durumdan nasıl çıktıkları gibi konular, farklı bakış açılarıyla ele alınmakta.

Filmde göze çarpan en önemli şey, kişisel deneyimlerimiz, çevremizdekilerin yaşantıları ve içinde yaşadığımız toplum tarafından aldatma ile ilgili oluşturduğumuz fikirlerimizin, inançlarımızın, önyargılarımızın ne kadar doğru ve gerçekçi olduğunun sorgulanması.

Kadın erkek ilişkileri ve aldatma üzerine geliştirilen mitler, yani yanlış inanışlar, filmde gözler önüne serilmiştir. Ana karakterlerin evlilik dışı yaşadıkları tek gecelik bir ilişki sonrasında, erkeğin kadının bekâr olduğunu düşünmesi ve evli olduğunu öğrendiğinde verdiği büyük ve hakaret niteliğindeki tepki ve gösterdiği şaşkınlık, toplumumuzun aldatma konusunda kadınlarla erkekleri ne kadar ayırdığına bir örnektir.

Toplumumuzda kadınların aldatma eğilimi olmadığı ya da her erkeğin aldattığı gibi çeşitli inanışlar olsa da araştırmalar, bu inançların birer mit olduğunu göstermekte.

Erkeklerin kadınlara göre aldatmaya daha meyilli olduğu ve kadınların çok nadir durumlarda aldattığı inancını çürüten araştırmalar erkeklerle kadınların aldatma eğilimi arasında belirgin bir fark göstermemekle birlikte, duygusal ve fiziksel aldatma oranları açısında bakıldığında belirgin bir fark ortaya koymamaktadır.

Erkeklerde cinsel sadakatsizlik daha yüksek oranda görülürken, kadınlarda duygusal sadakatsizlik daha ön plana çıkmaktadır. Filmde de aldatmada cinsiyet farklılığının bir mit olduğu vurgulanmış, karısının onu asla aldatmayacağına inanan ana karakter, eşini eski sevgilisiyle yakalamıştır.

Filmdeki ana kadın karakter, koca tarafından sürekli aldatılan, boşanmak yerine evliliğini kurtarmak için çabalayan, fakat sonunda intikam ve hırsla bir gece kocasını aldatan biri olarak çizilmiştir.

Filmdeki ana erkek karakter ise, eşini devamlı aldatmasına rağmen, ondan ve evliliğinden ne kadar mutlu olduğunu, eşine ne kadar değer verdiğini anlatır.

Araştırmalar filmde gördüğümüz bu cinsiyet farkını doğrular nitelikte. Uzun dönemli evlilikleri olan ve evlilik dışı ilişkiler yaşayan erkekler, evliliklerinden yüksek derecede memnun olduklarını söylerken, aldatan kadınlar evliliklerinde çok yüksek oranda mutsuz olduğunu belirtiyor.

Aldatan kişiler eşlerine çok bağlı oldukları halde, başka birinden etkilenebildiklerini hatta aşık olabildiklerini söylemekte. Shirley Glass’ın araştırmalarına göre eşlerini aldatan erkeklerin %56’sı ve kadınların %34’ü evliliklerinde mutlu olduklarını belirtmişlerdir.

Dolayısıyla ilişkilerde yaşanan mutsuzluk birebir aldatma nedeni olmadığı gibi, mutlu birliktelikleri olan çiftler aldatmaz diye bir genelleme de söz konusu değildir.

Filmde gördüğümüz ve çoğumuzun aklında olan bir mit de her aldatmanın evliliği bitirdiği, böyle bir dönemin ardından kişilerin büyük bir yıkıma uğrayacağı ve atlamanın zor olacağı yönündedir. Oysaki filmde de görüldüğü gibi her çift kendi yaşadıkları ilişkinin özgün dinamikleri içerisinde, aldatmaya farklı tepkiler verebilir ve aldatma sonrası süreci farklı yaşayabilir. Aldatmanın ortaya çıkması, bazı çiftlerin ilişkilerini güçlendirirken, bazı çiftlerde ayrılığa yol açabilmektedir. Aldatma sonrası çiftlerin ilişkilerini devam ettirme kararı, ilişkinin geçmişi, kişilik yapıları ve evliliğe bağlılıkları gibi çok çeşitli değişkenlere bağlıdır.

Her aldatma durumu ilişkilerin bitmesine ve boşanmalara neden olmamaktadır. Çoğu çift aldatma durumlarında, evliliklerini bitirmek yerine, evliliklerini kurtarmak için çaba sarf etmekte ve bu durumdan çift olarak daha güçlü ve birbirine bağlı olarak çıkabilmektedir. 35 yıldır ABD'deki Washington Üniversite’sinde evlilik ve boşanma üzerine araştırmalar yapan John Gottman, boşanmaların sadece %20'sinin aldatma nedeniyle bittiğini, evliliği bitiren asil faktörün çiftlerin zamanla birbirinden uzaklaşmaları olarak göstermektedir.

Eğer çiftler ilişki içinde iletişimlerini güçlendirir, problemlerini daha yapıcı yaklaşımlarla çözmeyi, aldatmanın yarattığı duygusal yaraları birlikte sarmayı öğrenirlerse, daha tatmin edici ve mutlu bir ilişki ve evliliğe kavuşabilirler.

“Herkes mi Aldatır?” adlı filmde aldatmayla ilgili oluşturduğumuz mitler, birbirini aldatan iki çiftin yaşadıkları evlilik dışı ilişkiler ve aldatmanın ortaya çıkmasıyla ilişki dinamiklerinin nasıl değiştiği yönünden anlatılmıştır. Film aldatmada kadın ve erkek faklılığı, aldatmanın sadece kötü giden evliliklerin bir sonucu olduğu, aldatma ortaya çıktıktan sonra ilişkilerin toparlanamayacağı ve aldatılan kişinin yaşadığı yıkımdan ve acıdan kurtulamayacağı gibi mitleri yıkan final sahnesiyle, aldatmayla ilgili ne kadar yanlış genellemelere sahip olduğumuzu gözler önüne sermiştir. Aldatma, hem aldatan hem de aldatılan için zorlu ve sıkıntılı bir süreçtir.

Aldatma kişileri duygusal anlamda zorlayan ve yaralayan bir durum olsa da, bireylerin veya ilişkilerin bu süreçten güçlenerek de çıkmaları mümkündür.

Eğer çift ilişkiyi devam ettirmeye karar verirse, bu süreçte yapılan olumlu yapılandırmalarla, ilişkilerini veya evliliklerini daha da sağlamlaştırabilirler. Aldatma sonrası ayrılığa karar vermiş kişiler de, bu karardan sonra yenilenme ve değişim sürecine girebilir. Aldatmayla ilgili oluşturduğumuz mitleri bir kenara bırakmak, kendi sürecimize odaklanmak, bu süreçten edindiğimiz deneyimlerden öğrenmek ve aldatmayı genellemek yerine her ilişki içinde farklı yaşanacağına inanmak, aldatılma sürecini daha kolay atlatmamıza yardımcı olur. Aldatılma her ilişkinin korkulu rüyası olsa da, bu durumla başa çıkma yöntemlerimiz bizi daha güçlü ve olumlu bireyler haline getirebilir.
 

Evlilik Kötü Sürse Bile Devam Etmeli

Yazar Eforweb   
Salı, 04 Mayıs 2010 20:12

Kimi iki, kimi üç kez evlenmiş. Kadına, erkeğe, ilişkilere, aldatmaya farklı bakıyor, iyi bir evlilik için farklı formüller sunuyorlar. Ancak üçünün de ortak noktası Türkiye’nin önemli evlilik terapistleri olmaları. Başkalarının hayatlarını ‘tamir eden’ psikolog Mustafa Topkara, psikiyatrist Hamdi Kalyoncu ve psikiyatrist Mehmet Sungur kendi ilişki hikayelerini anlattı

Evlilik terapisti psikolog Mustafa Topkara, Kadın Beyni Ne İster? adlı bir kitap yazdı. Bazı kadın okurlar kitapta yer alan bazı ifadelere tepki gösterdi: “Kadının duygusal olması nedeniyle, kendisinin  neye ihtiyacı olduğuna kendisinin karar vermesi çok zordur” ve “Duygusal olmak kadının en büyük özelliğidir. Onu da ondan çıkardığınızda kadın erkekleşir ve şefkatini yitirir.” Psikolog Topkara özeleştiri yaptı ve ikinci baskıda bu sözleri çıkardı. Geçenlerde katıldığı bir

televizyon programında kitapta kullandığı “erkekleşme” kelimesinin bile ‘bir yargı’ olduğunu kabul etti. Bir evlilik uzmanının “ilişkiler üzerine” yazdığı kitapla ilgili günah çıkarması çok sık rastladığımız bir durum değildi. Topkara yanılgısının kaynağını boşandığı eşine duyduğu öfke olduğu söyledi. Üç evlilik yaşayan Topkara “Kitapta ilişkilerimin, ilgilendiğim vakalardaki hikayelerin de etkisi olduğunu kabul ediyorum” diyor. Biz de buradan yola çıkarak evlilik uzmanlarına kendi evliliklerini sorduk. Sadece onları değil Türkiye’deki evliliklerin durumunu, kadın erkek ilişkilerini, aldatma meselesini de masaya yatırdık...

Bu ikinci evliliğim ve evde sesimiz hiç yükselmez

Bugün dünyada iki evlilikten birinin boşanmayla sonuçlandığı söylüyor psikiyatrist Mehmet Z. Sungur. Türkiye’de de özellikle üç büyük şehirde boşanma oranının son yıllarda çok yükseldiğini kaydediyor. “Evliyseniz ve mutsuzsanız bir kadın olarak depresyona girme oranınız, normal bir kadından 25 kat daha fazla oluyor. Erkekseniz ve boşanırsanız ölüm oranları üç kat daha artıyor. İnsanlar ikisinden birinin boşanmayla sonuçlandığı bir kuruma yatırım yapıyor sonucu çıkıyor. Ama çıkması gereken sonuç ‘evlenmeyin’ değil. Evlendiğinizde çok özen gösterin.”

Sungur ikinci evliliğini yaptığını söylüyor ve evlerinde ses tonlarının hiç yükselmediğini anlatıyor: “Bizim evimizde sevgi vardır. Bir sürü şey öğrendikten sonra ikinci evliliğimi yaptım. Herkesin başına gelenler benim başıma da gelebilir.”

Türk kadını mutsuz olmaya programlanmış

Psikiyatrist Hamdi Kalyoncu erkeğin kadını hayatına renk katması, ihtiyaçlarını karşılaması için ‘aldığını’ söylüyor. Kalyoncu, “Kadın erkeğin hayatına girerken hayattan tüm beklentilerini gerçekleştirecek diye düşünür” diyor. Kalyoncu, kadını neden böyle tasvir ediyor? “Siz, kız çocuklarınızı doğumundan itibaren hayata hazırlamazsınız. Toplumsal, kültürel, anlayış olarak bir erkeğe, yani evliliğe hazırlarsınız. Kişiliğini, yeteneğini değil güzelliğini ön plana çıkarırsınız. Sonra o dişiliğe birisi vurulur. Kadınlar yeteneklerini geliştirmezse kendini sadece evliliğe hazırlarsa nasıl mutlu olacak? Türk kadını mutlu olmaya müsait değil. Çünkü Türk kadını mutsuzluğa programlanmıştır. Türk kadınlarının erkeği sahiplenme duygusuyla, kıskançlık duygusuyla, aldatılma duygusuyla asla mutlu olmaları mümkün değildir.”

Topkara’ya kendi evliliğinin nasıl gittiğini soruyoruz, yanıtı şöyle oluyor: “Meslekler insanlara birer roldür. Biz tiyatrodaki gibi rolümüzü oynarız ama gerçek hayatta başka insanlar oluruz. Üstün yetenekli erkekler, tek eşliliği başaramazlar. Onlar düşünsel olarak her zaman, duygusal olarak çoğu zaman, fiili olarak da zaman zaman çokeşlidirler. Evlilik uzmanları kadınları tanır. Bizim kadınımız da bir Türk kadınıdır. Doğal olarak onlara nasıl davranmamız gerektiğini biliriz. Benim evliliğim problemsiz şekilde gidiyor.”

Üç evlilik yaptım ama hiçbirinden pişman değilim

Psikolog Mustafa Topkara, kendisini ‘evlilik’ değil ‘ilişki terapisti’ olarak görüyor. Evlilik terapistlerinin sanki evlilikleri korumaya çalışan bir uzmanmış gibi algılandığını söyleyen Topkara, ilişki terapistinin kendisine gelen sorunlu çiftleri yönlendirmek yerine, ilişkilerindeki aksaklıkları göstermeye çalışması gerektiğini anlatıyor.

Yaptığı üç evlilikten de pişman olmadığını dile getiren Topkara, ilişkinin iki kişiden oluştuğunu hatırlatıyor: “Biz yanlışlarımızı görüp dilimizi değiştirirken çoğu zaman karşımızdaki kişi aynı iletişim biçimini devam ettirir. Bu yarayı derinleşleştirir.  Çift terapistlerinin kendilerine bir hayrının olup olmadığı konusunda bir ölçü getirilecekse, sorgulama yapılacaksa bu sorgulama yaşadıkları ilişkilerin uzunluğu, kısalığı, ilişkide kavgaların sıklığı ya da boşanmaların üzerinden değil, çift terapistinin kendi hayatını verimli kullanıp kullanmadığı üzerinden yapılmalı. Yaşadığım üç evlilik benim için bir sorun, kusur değil, kendimi tanıdığım kıymetli bir geçmiştir.”

UZMANLAR TARTIŞTI

Aldatmak erkeğin hakkı mı?

MUSTAFA TOPKARA: İlişki iki ayrı bireyden oluşur. Hamdi Kalyoncu burada bir bireyden bahsediyor. Sözleri iki eşit arasında bir ilişkiye dair değil. Sağlıklı bir ilişki de değil. Aldatmak davranış sorunudur, zayıflıktır.

HAMDİ KALYONCU: “Evlenme dairelerinin üzerine kırmızı yazıyla akan bir tabelaya şu yazılmalı : ‘Eşini rahat bırakmayan kadın asla rahat edemez.’ Erkekte kadına sahip olma duygusu vardır. Bu, kadınların lehinedir. Kadındaki ise erkeğe aidiyet duygusudur. Sahip olmaya kalkarsa erkek bundan sıkılır. Sahip olmaya kalkarsa erkek sıkılır bundan. Kadın, erkeği denetlemek, yargılamak ve sorgulamak gibi kendi bedensel, psikolojik gücünü aşacak bir davranışa asla girmemeli. Yasaların ve Tanrı’nın sormadığı bir şeyi erkeğinizden sorarsanız sıkıntıya girersiniz.”

MEHMET SUNGUR: “Kesinlikle Hamdi Kalyoncu ile aynı görüşte değilim. Biz kimseye fetva veremeyiz. Sınırları çift karar verir. Evlilik biz olabilmek demektir. Sadakatsizlik demek ‘Bizi’ yok edebilecek şeyi göze almak demektir. Evlilikten vazgeçiyorsanız aldatırsınız. Erkek ve kadının aldatması neden farklıdır? Erkek evliliğin yıkılmasını göze alarak yapmıyor bunu. Erkek kafasında evlilik ile evlilik dışı ilişkiyi net olarak ayırıyor. Kadının da bunu aynı şekilde algılamasını bekliyorlar. Kadının sadakatsizlik yapabilmesi için iyi bir nedene ihtiyacı vardır. Evliliği kötü gidiyordur ya da eşinde olmayan bir özelliği başkasında bulmuştur.

 
BaşlangıçÖnceki123SonrakiSon

Sayfa 1 - 3